Son yıllarda sosyal medyada geleneksel Türk-İslam sanatları üzerine yapılan paylaşımların önemli bir kısmı bilgi üretmekten çok dikkat çekmeye odaklanıyor. "Camiler işgal altında", "Seccadelerde gizli semboller var", "Eyüp Sultan Türbesi'ne şeytan figürü yerleştirilmiş", "Hat yazılarında palyaço gizlenmiş" gibi iddialar milyonlarca kez izleniyor; çoğu zaman da herhangi bir teknik bilgiye veya sanat tarihi verisine dayanmadan doğru kabul ediliyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Geleneksel Türk süsleme sanatları; kalemişiden tezhibe, hattan çini sanatına kadar yüzyıllar boyunca oluşmuş köklü bir estetik ve teknik birikimin ürünüdür. Bu sanatlarda kullanılan hiçbir motif ya da harf rastgele oluşturulmaz. Her motifin anatomisi, oranları, yönleri, kompozisyon içerisindeki görevi ve uygulanacağı yere göre değişen belirli kuralları vardır.
Örneğin bir rûmî motifi yalnızca güzel görünen kıvrımlardan ibaret değildir. Sade rûmî, dendanlı rûmî, ayırma rûmî, hurde rûmî ve sencide rûmî gibi farklı türleri bulunur. Aynı şekilde hatâyî, penç, bulut ve diğer klasik motiflerin de kendilerine özgü çizim prensipleri, anatomileri ve kompozisyon içerisindeki kullanım kuralları vardır.
Tıpkı insan bedeninin belirli anatomik kurallara sahip olması gibi, geleneksel Türk süsleme sanatlarında kullanılan her motifin de kendine özgü bir anatomisi vardır. Bir rûmînin çıkış noktası, dönüş açısı, dendanları ve ayırması; bir hatâyînin can noktası, taç yaprakları ve oranları belirli kurallar çerçevesinde oluşturulur. Bu kurallar bilinmeden yapılan yorumlar çoğu zaman yanıltıcı sonuçlara götürür.
Aynı durum hat sanatı için de geçerlidir. Yazılar yalnızca harflerden oluşan estetik kompozisyonlar değildir; her yazı çeşidinin kendine özgü karakteri, oran sistemi, kalem ölçüsü ve anatomisi vardır. Sülüs, nesih, muhakkak, reyhanî, tevki, rikā, ta'lik, divânî, celî divânî, makı'li ve kufî gibi birçok farklı yazı türü bulunur. Bu yazı çeşitlerinin her biri farklı kalem kalınlıklarıyla yazılır ve farklı estetik anlayışları temsil eder. Özellikle camilerde, kubbelerde ve büyük kitabelerde kullanılan yazılar çoğunlukla celî sülüs yazı çeşididir. Dolayısıyla bir yazının içerisinden rastgele palyaço, şeytan ya da farklı figürler üretmeye çalışmak; o yazının oluşturulduğu estetik sistemi ve hat sanatının temel kurallarını tamamen göz ardı etmek anlamına gelir.
Ne yazık ki sosyal medya algoritmaları çoğu zaman bilgiye değil, sansasyona ödül veriyor. "Burada şeytan var.", "Burada haç gizlenmiş.", "Bize fark ettirmeden şeytana secde ettiriyorlar." gibi hiçbir bilimsel ya da sanatsal temeli bulunmayan iddialar, teknik açıklamalardan çok daha fazla kişiye ulaşıyor.
Üstelik bunun yalnızca yanlış bilgi yaymakla kalmadığını, kültürel mirasa doğrudan zarar verdiğini de gördük.
Yakın zamanda Bursa Ulu Camii'nde pencere korkuluklarını haç işaretine benzeten bir kişi tarihi korkuluklara balyozla zarar vermeye çalıştı. Eyüp Sultan Türbesi'nde yer alan çini bezemelerindeki rûmî motiflerini şeytan figürü olarak yorumlayan videoların ardından bir başka kişi tarihî çinileri kırmaya teşebbüs etti.
Bunun yanında müsenna (aynalı) hat yazılarında şeytan, palyaço veya farklı figürler arayan paylaşımlar; Kur'an-ı Kerim sure başlarındaki tezhip süslemelerini haç olarak yorumlayan videolar ve seccadelerde maymun ya da şeytan figürü bulunduğunu iddia eden içerikler de aynı yanlış bakış açısının ürünüdür.
Oysa bu motiflerin ve yazıların tamamı, yüzyıllar boyunca gelişmiş sanat anlayışının ürünüdür. Motifler yalnızca estetik kaygıyla oluşturulmaz; kompozisyon dengesi, ritim, oran, renk skalası ve üslup bütünlüğü gözetilerek tasarlanır. Her motif, bulunduğu kompozisyon içerisinde belirli bir görevi yerine getirir ve bütünü oluşturan sistemin ayrılmaz bir parçasıdır.
İnsan zihni ise doğası gereği rastgele şekiller içerisinde tanıdık yüzler veya figürler görmeye eğilimlidir. Psikolojide pareidolia (rastgele şekillerde anlamlı figürler görme eğilimi) olarak tanımlanan bu durum; bulutlarda hayvan figürleri görmekten kaya yüzeylerinde insan yüzü seçmeye kadar pek çok örnekte karşımıza çıkar. Geleneksel motiflerin bazılarında görülen yanlış yorumların önemli bir kısmı da bu algısal eğilimden kaynaklanmaktadır.
Özellikle camilerde kullanılan halılar ve seccadeler bu konuda en çok yanlış anlaşılan örneklerdir. Kâğıt üzerinde son derece zarif görünen bir rûmî veya hatâyî motifi, dokuma tekniği nedeniyle iplikle birebir aktarılamaz. Bunun en önemli sebeplerinden biri kullanılan düğüm tekniği ve düğüm sıklığıdır. İnce düğüm sayısına sahip ipek dokumalarda motifler özgün çizime çok daha yakın şekilde aktarılabilirken, camilerde kullanılan halılar ve günlük kullanıma yönelik seccadelerde daha kalın iplikler ve daha düşük düğüm yoğunluğu tercih edilir. Bu nedenle eğrisel çizgiler köşeleşebilir, ince ayrıntılar sadeleşebilir ve motif ilk bakışta farklı algılanabilir. Bu durum motifin değiştirildiğini ya da içerisine gizli figürler yerleştirildiğini değil, tamamen dokuma tekniğinin doğal sonucunu gösterir.
Bu yanlış algının oluşmasında yalnızca sosyal medya içerikleri etkili değildir. Günümüzde geleneksel motif bilgisine hâkim sanatkâr ve tasarımcılarla çalışmak yerine, yalnızca temel düzeyde bilgisayar programı kullanabilen kişilere hazırlatılan birçok dijital desen de bu sorunu büyütebilmektedir. Motif anatomisi, kompozisyon dengesi, renk skalası ve geleneksel üslup bilgisi gözetilmeden hazırlanan çizimler zamanla doğru örneklerin yerini almaya başlamaktadır.
Benzer durum zaman zaman restorasyon uygulamalarında da görülebilmektedir. Geleneksel sanat eğitimi ve uygulama tecrübesi gerektiren işlerin yeterli uzmanlık olmadan yürütülmesi, tarihî yapılarda özgün üsluptan uzak uygulamaların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Restorasyon yalnızca mevcut deseni yeniden boyamak değildir; dönemin sanat anlayışını, motif anatomisini, malzeme bilgisini ve tarihî kimliği doğru okuyabilmeyi gerektiren bilimsel ve sanatsal bir süreçtir. Bu nedenle bu tür uygulamalarda işin ehli sanatkârların ve alan uzmanlarının sürece dâhil edilmesi büyük önem taşımaktadır.
Ben de zaman zaman bu tür paylaşımların altına motiflerin teknik açıklamalarını, hangi rûmî türünün kullanıldığını, kompozisyonun nasıl oluşturulduğunu ayrıntılı biçimde anlatan yorumlar yazıyorum. Ne yazık ki bu açıklamalar çoğu zaman göz ardı ediliyor; insanlar uzman görüşünü okumak yerine sansasyonel videolara inanmayı tercih ediyor.
Boşuna söylenmemiş:
"Gerçek daha ayakkabılarını giymeden, yalan dünyayı 3 sefer dolaşırmış."
Bugün sosyal medyada da benzer bir durum yaşanıyor. İzlenme uğruna üretilen sansasyonel içerikler çok hızlı yayılırken, teknik açıklamalar ve bilimsel bilgiler aynı hızla görünür olamıyor. Bunun sonucunda da binlerce insan, geleneksel Türk-İslam sanatlarını yanlış bilgiler üzerinden tanımaya başlıyor.
Bu yazıyı herhangi bir kişi ya da hesabı hedef göstermek için değil; yıllardır eğitimini aldığım, uyguladığım ve üzerine akademik çalışmalar yürüttüğüm geleneksel Türk süsleme sanatlarının teknik yönünü anlatmak amacıyla kaleme aldım.
Amacım bir tartışma başlatmak değil; doğru bilginin daha görünür olmasına katkı sağlamaktır.
Önümüzdeki yazılarda ve videolarda rûmî, hatâyî, penç ve diğer klasik motiflerin anatomisini, hat sanatındaki yazı çeşitlerini, doğru ve hatalı dijital uygulamaları, restorasyon örneklerini ve geleneksel Türk süsleme sanatları hakkında doğru bilinen yanlışları örnekleriyle birlikte ele almaya devam edeceğim.
Kültürel mirasımızı korumak yalnızca eserleri ayakta tutmakla değil, onları doğru okuyabilmekle de mümkündür. Bir motifi ya da bir yazıyı yorumlayabilmek için yalnızca ona bakmak yetmez; hangi sanat geleneğinin ürünü olduğunu, hangi kurallarla oluşturulduğunu, hangi teknikle uygulandığını ve neden o şekilde tasarlandığını da bilmek gerekir.
Çünkü bilgiyle desteklenmeyen yorumlar, gerçeği ortaya çıkarmaktan çok yanlış algıları büyütür. Kültürel mirasımıza sahip çıkmanın ilk adımı ise onu doğru tanımaktır.
Uz. Ayşegül KAMACI